Posted on: Mayıs 3, 2020 Posted by: TahaBerkArslan Comments: 0

Kan ve Gül/Alper Canıgüz

Bir arkadaşım vasıtasıyla elime geçmişti bu kitap .Adını duyduğum ama hangi konudan bahsettiğini
bilmediğim. Arkasındaki yazıyı okurken gerçekten hiç bir şey anlamadım. Biraz ön yargıyla yaklaşmış
bile olabilirdim ama ilgimi çekti. İlk sayfalarında karaktere bakış atıyorduk. Sıkıcı hayatından,
kederlerinden ve bol bol düşüncelerinden bize bahsederken çattık şimdi diye düşündüm. Bu böyle
gidecek galiba. İç karatıcı, sorunlu bir insanın derdini tasasını okuyup okuyup duracağım. En
sevmediğim şeydir bu arada insanların derdini büyütüp bizim bunu dinlemeye ve okumaya zorunlu
tutulmamız. Arkadaşlarım arasında bile böyle davrandıkları zaman bir yorgunluk içime çöküyor. Şimdi
kitabını bastırmış bir yazar tarafından bunları dinlemek daha da yorucu olacaktı.

Neyse biraz sıktım dişimi ve yazarda bana yardımcı oldu. Konular ilerleme başladı, farklı şeyler
görmeye başladık. Ana karakterimiz bayıldı. Gözlerini başka bir yerde açtı , olaylar değişti. Neler
oluyordu hiç anlayamadım ama kitaba bir anda bağlanmıştım. Konuşulan konularda veya gidilen
yerlerde sanki ben de vardım. Kiminin sözüne katılıyordum kimisine de gözlerimi devirip ‘’Hayır canım
daha neler’’ diyordum. Okudukça içinden çıkamadım. İlerledikçe ilerledim. Kimi yerlerde güldüm, kimi
yerlerindeyse tekrar tekrar okudum. En hoş buluğum nokta ise karakterin adaptasyon süreciydi. İlk
başlarda kafası karışmıştı. Gerçekliği sorguluyordu. Daha sonra eline geçen fırsatı tanımladı ve ona
göre planını yaptı. Yeni hayatına, bedenine ve fikirlerine alıştı sona doğru ise eski hayatını asıl rüya
olarak nitelendirmeye başladı. Sanki hayaldi onun için. Gerçekten burası çok zekice planlanmış bir
durumdu bence. Resmen tırtılın kozasını hazırlaması gibi.
Bu arada başka bir okuyucu tarafından çizilmiş bir kitap okuyordum ilk defa. Onun hissiyatı da çok
farklıydı benim için. Ben nasıl okuyorsam kitabı o kişininde okuduğunu hissetmek bir kitapta
bütünleşmek ilginç bir deneyim.

Kitabın sonuna doğru yaklaşırken absürt olaylarla karşılaştım. Darüşşafaka’da yaşlının birinin Azrail’in
bacağını ısırması, sosyete-hippiler ve yaşlı haliyle karşılaşıp kendini öldürmesi. Sosyete- hippilerinin
bir sembol olduğunu düşünüyorum. O küçük sahnede anlatılmak istenen bir şey vardı. Yaşlının
,Azrail’in bacağını ısırması da The Seventh Seal’e gönderme miydi ? Bilemiyorum.
Son iki sayfasını tekrar tekrar okudum. Hiç beklemiyordum, anlamıyordum ,inanamadım. Nergis nasıl
böyle bir şey yapar? Dahası bu yaptığı nasıl anlaşılmaz? Aziz daha Bülo’yu tanımamışken yüzünü bile
görmemişken bu olayı nasıl çözmüştü hiç anlayamadım. Garip bir durum.
Son söz olarak bu kitabı beğendim. Farklı ve bana yenilikçi geldi. Sıradışı, içten bir mizaçtı. Bu kitaba
benzer başka bir kitap bulabileceğimi sanmıyorum. Bakalım bunu da zaman gösterecek.

İdil Salihoğlu

Leave a Comment