Posted on: Nisan 15, 2020 Posted by: TahaBerkArslan Comments: 0

Türkçe ve İslam İlişkisi

Sanat galerimize ulaşmak için; Sanat Galerisi

Her konuyu özgürce tartışabileceğiniz forumumuz için: Forum

Ana Sitemiz için: Kozmosun Genetiği

 

Dil üzerine pek çok sorunsalla karşılıyoruz ve bu sorunsallardan biri olan dilin yozlaşması konusunu daha önce Dil bilimci ve bir Edebiyatçı olan Emine Arslan ile röportajımızda sizlere aktarmıştık. Bu seferki konumuz ise Türklerde İslamın kabulünün Türkçe üzerine yansımalarıdır. Bu röportajda kendi sorularımıza ek olarak Instagram takipçilerimizin konuyla ilgili merak edip bizlere sorduğu soruları da Emine Arslan’a ilettik. Gelen sorular arasında konumuz dışında kalsa da ”Ezanın Türkçe okunması” ve ”Türklerin İslamı kabulü nasıl olmuştur” gibi ilginç sorularda bulunuyordu. Kendisi de hiç erinmeden uzun uzun açıklamalarda bulundu bizlere. Özellikle internet mecrasında dil üzerine bu denli detaylı anlatımlara yer verilen başka yazılar bulunmazken bizlerin meraklarını gideren ve kısa yoldan erişebileceğimiz bir kaynak oluşturan Emine Arslan’a teşekkür ederiz.

 

Daha fazla lafı uzatmadan Türkçe ve İslam arasındaki ilişkiyi buyurun okumaya ve anlamaya çalışalım.

Emine 28 yaşındadır ve Fransız Dili ve Edebiyatı üzerine öğrenimini tamamlamıştır. Günümüzde yüksek lisansını yapmakla birlikte İstanbul’da bir eğitim merkezinde Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yapmaktadır. Yakın zamanda bir de kitabı yayınlanmış olacak. Onunla ilgili soru ve görüşlerinizi aşağı kısımda yorumlarda belirtebilirsiniz.

TÜRKLER İSLAMİYET’LE İLK NE ZAMAN TANIŞTI?

Türklerin 751 Talas Savaşı ile Müslüman oldukları bilinir. Talas Savaşı sırasında İslam ordularıyla “ilk kez” aynı cephede savaşarak İslâm dini ile tanıştılar. Daha öncesinde birbirlerine karşı savaşan bu iki tevhid (birci) inanışlı kavmin ilişkileri, belirli sebeplerden* dolayı Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerine neden olmuştur.

TÜRKLERİN İSLAMİYET’İ KABUL ETMEDEN ÖNCEKİ DİNİ NEDİR?

Türk toplumunun ilk dininin Şamanizm olduğuna dair bilgiler bulunmakta. Ayrıca bilim insanları, Şamancılık ve Gök Tanrı inancının aynı şey olduğunu savunurken, bazı bilim insanlarına göre tüm Türklerin ortak inanışı Gök Tanrı inancıdır ve Şamanizm’den oldukça farklıdır. Bunların birbirine benzetilmelerinin sebebi ise Totemizm gibi uygulamaların Gök Tanrı inancında da bulunmasından ileri gelmektedir. Hun Türklerine dayanan bu inanışın temelinde tek ve gökyüzünde olduğuna inanılan bir tanrı yatmaktadır ve bu tanrı millî bir tanrı olma özelliği taşır. Öyle ki tanrı, Türk Hakanlarına yetki verir ve bu olguya da Kut İnancı denmektedir. Öte yandan Orhun Abideleri’nde rastlanan tengri sözcüğü, daha önce Hun Hükümdarı Mete Han tarafından kullanılmıştır. Kendisine Tanrıkut, yani Tanrı onaylı dediği  kayıtlara geçmiştir. Ayrıca, işin daha öncesine, insan bilimsel ve dilbilimsel yönlerine bakacak olursak, M.Ö 4000-2000 yıllarında Sümerlilerin bir ön Türk kavmi olduğunu ileri süren bazı araştırmalar var. Dilbilimsel yönden bakacak olursak, Sümer dilinde tanrıya dingir; Türk dilinde ise tengri denmesinin sebebi, ortak bir dil ailesini kullandıklarından ileri geliyor olabilir. Çünkü tengri sözcüğü Türkçeye Sümerceden geçmemiştir. Bu, tabii ki bir sav; henüz bilimsel verilerle kanıtlanmış değil. Öyle ki Sümerce yalıtık bir dildir, yani hiçbir dil ile akrabalığı bulunmayan izole bir dildir. Türkçe ise Altay dil ailesine mensuptur. Dingir ve tengri sözcüklerinin birbirine benzemediğini iddia edenler olacaktır. Bunu da dil ailesi incelemelerindeki ortak kelime arayışlarından en basiti ile örneklendireceğim. Baba kelimesi, İspanyolcada padre, İngilizcede father, Fransızcada ise père’dir. Bu demek oluyor ki aynı dil ailesine mensup dillerdeki sık kullanılan ana sözcükler, fonetik ve morfolojik olarak birbirine benzemektedir.

İSLAMİYET’TEN ÖNCEKİ TÜRKLERİN BENİMSEDİĞİ DİNLER TÜRK KÖKENLİ MİDİR?

İslamiyet öncesi Türklerde din değil inanış vardır. Benimsenen inanışların tümü, ilk inanış olarak kabul edilen Totemizm’den doğmuştur. Her ilkel topluluğun, herhangi bir objeye saygınlık yüklemesi sonucunda bin yıllar boyunca evrilerek gelişimini sürdürmüştür. Ünlü psikanalist Freud’a göre ise din denen olgu bir yanılsamadır ve suçluluk duygusu insanı, vicdanî olarak affedilmek üzere bir şeye inanmaya itmiştir. Başlarda çok-tanrılı başlayan bu inanışlar, özellikle birkaç bin yıl öncesinde tek-tanrılı inanışlara evrilmiştir. Yani genel olarak tüm dinlerin bir şeylere inanmak, saygı duymak içgüdüsünden kaynaklı olarak Totemizm’den türediğini söyleyebiliriz. Yani dinler aslına bakarsanız etnik kökenlerin tekelinde değildir. Yetişkinlik çağına kadar herhangi bir dinin varlığından haberi olmayan bir insana, mitolojik ögelerden arındırılmış bir dinler kataloğu verirseniz, en akla uygun ve en kendi yararına olanı seçecektir. Bir başka yetişkin üzerinde aynı deney tekrarlandığında bu sefer yine aynı gerekçelerden ötürü fakat başka bir din seçecektir. Çünkü dinler dogmatik ve görecelidir.

İSLAM’IN KABULÜ TÜRKÇENİN BOZULMASINI NE YÖNDE ETKİLEMİŞTİR?

Türkler aslında göçebe bir toplumdu. Civarındaki toplumların devletleşmesi ile Türklerin boy boy ayrılarak Orta Asya’ya göçünün başladığı sıralarda Türkçeden daha zengin dillerle (Farsça, Arapça) karşılaşan Türklerin dilinin, diğer milletlerle iletişimde yetersiz kaldığına ve bu dillerden ödünç kelimeler aldıklarına dair araştırmalar mevcut. Zamanla yerleşik hayata geçen Türkler, devletleşme sürecinde savaşlar, edebiyat, siyaset ve tecim alanında yeni kelimelere ihtiyaç duydular. O dönemin edebiyat dili Farsça, siyaset dili ise Arapçaydı. Size günümüzden adlî bir metin örneği vermek istiyorum.

YABANCI KÖKENLİ SÖZCÜKLER   KÖKENİ YERİNE KULLANILABİLECEK TÜRKÇE KARŞILIKLARI
Tarih Arapça *
Müşterek Arapça Ortak
Velayet Arapça *
Fiilen Arapça Eylemsel
Şahıs Arapça Kişi
Talep Arapça İstek
Ve Arapça */ ile bazı durumlarda ve bağlacının yerini tutmaz.
İmkân Arapça Olanak
Taraf Arapça Yan
Derece Arapça *
Aile Arapça Özgün anlamı belirsiz olmasına karşın Bark*
Hâl Arapça Durum
Husus Arapça Konu
Her Farsça Kendinden sonraki ismi çoğul yapacak şekilde Tüm
Kanaat Arapça Düşünce
Karar Arapça Yargı
Kabul Arapça Onay
Protokol Fransızca Genelge
Malî Arapça Parasal
Diğer Farsça Başka
Hak Arapça Pay

Dipnot 1: *Türkçesi yok

Dipnot 2: *Orhun Yazıtları’nda geçmektedir.

Dipnot 3: Emine ile Esra, Samir ile Eda; Domates, biber, patlıcan ile sarımsak… diyebiliriz. Bu durumlarda ‘ile bağlacı ‘ve’ bağlacının yerini kolayca alabiliyorken,“…konuştuk ve anlaştık” yerine“…konuştuk ile anlaştık”dendiğinde yetersiz kalıyor.

Görüldüğü üzere 106 sözcükten oluşan bu metinde, 21 yabancı kökenli sözcük bulunuyor. Buna ana başlıkları da eklediğimiz zaman, sayı oldukça yükseliyor. Adliye, mahkeme, ceza, hukuk, asliye, hakim, mübaşir, müvekkil, vekil, vekalet, v.b… Çoğunun yerine kullanabileceğimiz Türkçe seçenekler olmasına karşın hala bu sözcükler kullanılmaya devam ediliyor. Aslına bakacak olursak, hukuk sistemini Araplardan aldığımız gerçeği ortaya çıkacaktır. Çünkü yargılamaya yetecek kelimelerin yoksunluğu, eski Türklerde bir yargı sisteminin olmadığı anlamına da gelmektedir. Aman efendim nasıl olur, nasıl Araplardan alırız biz hukuku… diyenleri duyar gibiyim. Bu soruları yöneltecek arkadaşlara Türklerin göçebe bir toplum olduğunu ve Orta Asya’ya gelmeden önce yazılı kanunlarının olmadığını hatırlatayım. Buna karşıt olarak da ilk düzenli orduyu kuran ve orduda onluk sistemi bulan Mete Han’ı örnek gösterebiliriz. Kayıtlar o dönem kullanılmış rütbe adlarının Türklere özgü sözcükler olduğunu gösteriyor. Ordu komutanlarına Tarkan, börü, noyan dedikleri, hatta çavuş sözcüğünün de Orhun Yazıtları’nda bulunduğunu söyleyelim.

Konumuza dönecek olursak, bu kadar çok yabancı sözcüğün bizde bir dil kirliliği yarattığı apaçık. Bu çok büyük bir sorun. Bunun önüne geçebilme olanağı -bana kalırsa- var. Yeterli üretme, geliştirme ve iyileştirme çalışmaları yapılırsa ve bu çalışmalar devlet elinde uygulanmaya başlanırsa ulu Türkçemizi hakettiği yere çıkarabiliriz diye düşünüyorum. Bunun yanı sıra medyanın da gelişmeleri yakından takip edip gerekeni yapması gerekir. Biliyorsunuz ki bir zamanların kitle iletişim araçları, çağcıl insanların üvey organları durumuna gelmiştir. Dilde bir üretim ve iyileştirme söz konusu olduğunda, medya bunu topluma başarılı bir şekilde yedirecek, toplumun bu yeniliği sindirmesini sağlayacaktır.

DÖNEMİN YÖNETİCİLERİ ( LİDERİ, KRALI, PADİŞAHI, VEZİRLERİ, SADRAZAMLARI) BÖYLE BİR BOZULMANIN VEYA YOZLAŞMANIN FARKINDA MIYDILAR?

Size bunun karşılığını sizi düşündürmek üzere soru sorarak vermek istiyorum. Sizce çağımızın yöneticileri bunun farkında mı ya da bu onların umurunda mı?

İSLAM, TÜRKÇE ÜZERİNDE NE GİBİ DEĞİŞİMLERE SEBEP OLMUŞTUR? ÖRNEKLER VEREBİLİR MİSİNİZ?

Bu konuya geçtiğimiz yazıda küçük bir yer vermiştik. Bunun yanı sıra önceki sorularda yanıtladığımız gibi, Türkçenin bozulmasına, değişmesine sebep olan tek şey İslamlaşma değildir. Devletleşme sürecindeki ilişkileri de göz önünde bulundurmamız gerekir. İslam’ın da yadsınamaz bir rolü var tabii ki Türkçenin bozulması konusunda. Bunu uzun uzun teorik biçimde anlatmayacağım. Biraz hayal gücü kullanalım. Ticaret yaptığınız, siyasetini aldığınız civar devletlerden birinde, tek tanrı inanışlı bir din ortaya çıktığını (tabii o zamanlar rivayetler şeklinde ya da elçiler yoluyla) öğreniyorsunuz. Merak edip bir nüsha Kuran ısmarlıyorsunuz. Savaşlar, ticaret, siyaset yoluyla edinilen yabancı kelimeler metni anlamanıza yetmiyor. Bu sayede dilimize Arapçadan edebî sözcükler de girmek zorunda kalıyor.

 Zamanla kendi din, dil ve kültüründen koparak İslamlaşan Türklere abeceleri yetmez oluyor. Arap ve Fars abecelerinden bir dil üretiyorlar. Adına Osmanlıca denen bu dili Türkçeden ayrı değerlendiremiyoruz ne yazık ki… Arapça ve Farsça kelimelerin yoğunluğu, Türkleri bu alfabeyi kullanmaya itiyor zaman içinde. Bir örnek de bunun için verelim.Arap harflerini az çok tanıdığınızı var sayıyorum.😊

        Bu metindeki sessiz harfleri sıralayalım. Bakalım anlayabilecek misiniz?

        N kdr znkn lsn, nck yybldkn kdr yrsn. Dnz tstn dldrsn lblckn kdr s lr, krs klr.

        Bu ünsüzlerin sağına soluna ünlülerimizi getirelim şimdi:

        Ne kadar zenkin olsan ancak yiyebildiğin kadar yersin. Denize testini daldırsan alabileceğin kadar su alır, kerisi kalır.

Türkçe ile Osmanlıcayı neden ayrı değerlendiremediğimizi görmüş oldunuz. Biçim bakımından farklı olsa da sessel ve anlambilimsel olarak ayıramayız. Sorumuzun tek bir cevabı vardır. O da yabancı kuralların Türkçede kullanılması. Kelimeler alınır, kullanılır ama kurallar alınamaz.Gayri ahlâkî, siyasî, insanî, v.b… Eğer başka dilin kuralları kullanılırsa dilin özerkliği tehlikeye girer.

 BU DEĞİŞİMLERE OLUMSUZ GÖZLE Mİ BAKMALIYIZ? ARAPÇA VE FARSÇA KELİMELER TÜRKÇEYİ DAHA FAZLA ZENGİNLEŞTİRMİŞ OLAMAZ MI?

Buna edebiyat alanı içinde bakalım. Özellikle Divan Edebiyatı dediğimiz Yüksek Zümre Edebiyat Dönemi, bu sözcüklerin de etkisiyle büyüleyici bir hal almıştır. Nefis kasideler, nefes kesen rubailer… Şairlerin müthiş bir eğitim almalarını gerektiren bu edebiyat dönemi, her ne kadar yabancı sözcüklerle dolu olursa olsun ve her ne kadar eşcinsellikle ön plana çıkarsa çıksın, Türk Edebiyatı’nın iskeleti, bel kemiğidir.

Bir de eşsiz bir divan şiiri bırakalım buraya 💙

TAHAMMÜL MÜLKÜNÜ YIKTIN

Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kafir

Aman dünyayı yaktın ateş-i suzan mısın kafir

Kız oğlan nazı nazın şehlevend avazı avazın

Belasın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kafir

Ne ma´na gösterir duşundaki ol ateşin atlas

Ki ya´ni şule-i cansuz-ı hüsn ü an mısın kafir

Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar

Aceb bir şuha sende aşık-ı nalan mısın kafir

Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler

Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kafir

Şarab-ı ateşinin keyfi rüyunşul´elendirmiş

Bu haletle çerağ-ı meclis-i mestan mısın kafir

Niçin sık sık bakarsın öyle mirat-ı mücellaya

Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kafir

Nedim-i zarı bir kafir esir etmiş işitmiştim

Sen ol cellad-ı din ol düşmeni iman mısın kafir

                                                              NEDÎM

Tahammül ülkesini yıktın. Hülagu Han mısın kâfir?

Aman, dünyayı tutuşturdun, kor ateş misin kâfir?

Nazın kızoğlan kız nazı, sesin ise yiğit delikanlı avazı.

Biliyorum ki belasın. Söyle kız mısın yoksa oğlan mı?

Omuzundaki o ateş renkli atlas acaba ne anlama gelir?

Yani sen, güzelliğin can yakan alevi misin kâfir?

Bu gizli gizli çektiğin âhlar, bu yaka yırtmalar de ne demek oluyor?

Acaba sen de şuh bir güzelin inleyen âşığı mısın kâfir?

Sana kimisi “canım”, kimisi “canânım” diye seslenir,

Doğrusunu söyle bana sen nesin? Can mı canan mı kâfir?

Ateş renkli şarabın keyfi yüzünü alev alev etmiş, kızartmış.

Sen bu halinle sarhoşlar topluluğunun mumu musun kâfir?

Parlak aynalara niçin böyle sık sık bakıyorsun?

Yoksa sen de kendi güzelliğinin hayranı mısın kâfir?

İnstagram Takipçilerimizin Sorular

Buse.sgr adlı kullanıcı: En tartışmalı konu Türkçe ezan meselesi… Sizce de ezan Türkçe okunsa ve herkes anlasa daha mantıklı olmaz mıydı?

Kesinlikle daha mantıklı olurdu. Bununla ilgili bir söz okumuştum. İslam peygamberi Muhammed bin Abdullah: Kuranı ne okuduğunu bilmeden okuyan, sarhoşken namaz kılana benzer.” Bence iyi söylemiş…Hatta az bile söylemiş! Arkadaşlar bir şeyi okurken anlamıyorsanız, bu inanmak ya da teslimiyet değil; ahmaklıktır. Aynı şey dinleyen için de geçerli tabii…

Boran.mkv adlı kullanıcı: Türkler Müslüman olmasaydı eski Türkçe gelişebilir miydi?

Cevabım biraz sarsıcı olabilir. Eğer Türkler müslüman olmasaydı Türkçe gelişir miydi bilemiyorum. Bu sefer başka dillerin saldırısı altında kalabilirdi dilimiz. Şu anda atalarımızın topraklarında yaşayan ırktaşlarımızın konuştuğu Türkçelerin Rus dilinin etkisinde olduğu gibi. Dediğim gibi dilimiz gelişir miydi bilmiyorum ama eğer Türkler herhangi bir dinin (inanışları katmıyorum) etkisi altında kalmasaydı, şu an çok daha gelişmiş bir toplum olabilecektik sanıyorum. Ne demiş Karl Marx? “Din toplumun afyonudur.” Bununla kastedilen şey açıktır. Yaradılışı itibari ile isyankâr olan bir toplumu ancak din ile uyuşturabilir, dizginleyebilir; mevcut düzene uydurabilirsiniz.

Alemdarmehmet9 adlı kullanıcı: Arapçanın dilimiz üzerindeki etkisiyle yitirdiğimiz kelimelere örnek verebilir misiniz?

Sadece Arapça veya Farsça ile yitirmiyoruz sözcüklerimizi. Örneğin ordu sisteminden bahsetmiştik daha önce, biz hala komutanlarımıza noyan, börü, vs. diyebilirdik. Bu sözcükler yetersiz mi kaldı? Üretebilirdik! Ama biz general demeyi tercih ettik. Böyle işte, dilimiz üzerine çok çalışmak gerekiyor. Tamamen arı bir dile sahip olabilmemiz için yeterli çalışma yapılırsa en az 50 yıla ihtiyacı var memleketin. 50 yılı az bulanlar da olur onlara da cevap verelim. Teknoloji bize yardımcı olur… 😊

Omertolgasahin adlı kullanıcı: Türkçe ibadete neden karşı çıkılıyor? Tanrı Türkçe bilmiyor mu?

Muazzam bir soru! Bunu annemle aramızda gecen bir diyalogla yanıtlamak istiyorum.

Annem Kuran okuyordur.

Ben: Anne, lütfen Kuranı Türkçesinden okur musun? Hiçbir şey anlamıyorsun.

Annem: Kuran’ı Arapçasından okumak gerekir. Sen karışma benim ibadetime.

Bu sırada ezan okunuyordur.

Ben: Anne şimdi kalkıp namaz kılacaksın, Rabbin seni neler söyleyerek çağırıyor? Şu an imam ne diyor?

Annem: Kem… küm… ııı… Haydi namaza diyor.

Ben: Başka ne diyor?

Annem: Ne bileyim ben! Sen böyle beni sorguya çekiyorsun ama Allah da seni sorguya çekecek, Arapça “Men rabbüke?” diyecek, ne cevap vereceksin?

Ben: Anne ben Arapça biliyorum. Bana bir şey sorarlarsa ben üç dilde cevaplarım. Ama sen Kuranı sadece okuyorsun. Arapça bilmiyorsun ki, sen beni boş ver, sen ne diyeceksin?

Annem: Ben bilirim vereceğim cevabı.

Ben: Anneciğim, ahiret gününde Arapça konuşacağını mı sanıyorsun? Orada bir dil olmayacak, üzgünüm. Eğer böyle bir öte dünya varsa, sen orada gönül dili ile iletişim sağlayabilirsin. Nasıl ki bana anlattığın gibi, elimle günah işlediysem elimin benim aleyhime şahitlik edeceğine, konuşma yetisi olmayan bir şeyin konuşacağına, inandığın tanrının gücünün bir eli konuşturmaya yeteceğine inancın tam da niçin Allah’ın Türkçeyi de biliyor olabileceğini hiç düşünmüyorsun?

Annem: Kız sus, Allah Türkçeyi nasıl bilsin!

Sevgili Ömer, eğer ibadet ederken ne söylediğini bilirsen, seni dinle korkutup yönetemezler…

Deimosss2 adlı kullanıcı: Bende tam tersini soruyorum. Türkçenin İslama olan etkileri nelerdir? Daha doğrusu böyle bir etki var mı?

Türkçenin Islam üzerinde bilinen bir etkisi yok ama Türkler üzerinde bir etkisi var. Tanrıya Arapça ilah, İbranice rab, ya da İngilizce “Oh myGod!” bile diyebilirsiniz ama tanrı diyemezsiniz. Anında linç yersiniz. Kendi öz dili ve kültürüne yabancı, garip bir toplumuz.😅

Omar.farukacar adlı kullanıcı: Türk edebiyatının eski örneklerinden Divanı Hikmet’in Türkçe üzerindeki etkileri nelerdir?

Hoca Ahmet Yesevî bu eseri tasavvufu yaymak ereği ile yazmıştır. Türkçe Ahmet Yesevî’den asırlar önce bozulduğundan, Türkçe üzerine değil ama edebiyat üzerine etkileri olmuştur. Tasavvuf edebiyatına öncülük etmiştir.

Yasin_yildiz34 adlı kullanıcı: Türkler İslamiyeti kılıç zoruylamı kabul etti?

  • Böyle bir şey mümkün değil çünkü İslam Türklere dayatılmış bir din değil. Arap Yarımadası ile münasebet söz konusu değil. Tarihçilere göre İslamı öğrendiğimiz millet de Araplar değil Iranlılardır. Kaldı ki, tamamı asker olan bir millete neyi kılıç zoruyla kabul ettirebilirsin ki?

Ve Son…

Sorularımıza sabırla ve ilgiyle cevap veren Emine Arslan’a teşekkürlerimizi sunarız. Dil yozlaşması üzerine hazırladığımız bir önceki yazıya ulaşmak için şuraya, Emine Arslan’ın resmi Instagram hesabına ulaşmak için şuraya tıklayabilirsiniz. Ve ayrıca yorum kısmında düşüncelerinizi belirtmeyi ihmal etmeyin. Sağlıcakla…

Yazının orijinal yayınına ve dost platformumuza psikopatolojibilimi nden ulaşabilirsiniz.

Leave a Comment